- Katılım
- 7 Ocak 2026
- Mesajlar
- 21,245
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 1
- Yaş
- 38
- Konum
- İstanbul
- Web sitesi
- www.hepsigundem.com
◊ Almanya’da doğup büyüyorsun, sonra Türkiye’ye geliyorsun. Ne oluyor da burada oyunculuk yapmaya başlıyorsun?
– Almanya’da konservatuvara 21 yaşında başladım. 25 yaşımın sonlarına kadar sürdü. İlk işim Avusturya’dan geldi. Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn ve Almanya’da tiyatro oyunları oynadıktan sonra 2013’te Facebook’tan bir mesaj aldım: “Türkiye’de çalışmayı düşünür müsünüz?”
◊ Kimden geldi mesaj ve sen ne yanıt verdin?
– Kast direktörü ve oyuncu birisinden. Ben de “düşünebilirim” yazdım. Ama ciddi olduğunu tahmin etmedim. O dönemlerde Türkiye’de çalışmayı çok istiyordum. Annem Beyoğlu doğumlu, babam da Trabzonlu. Ailemle 14 yaşıma kadar Türkiye’ye git gel yaptım. 14 yaşımda break dans ve dövüş sanatlarına başlayınca Türkiye’ye gelmemeye başladım.
Ben çok inanmasam da o mesaja döndüm ve “Düşünebilirim” yazdım. İstanbul’a, oyuncu seçmelerine davet ettiler ve Almanya’da o dönem yoğun bir şekilde tiyatro oynadığım için gidemedim. Hamburg’a kendileri geldi. Almanya’da yaşayan başka Türkleri de davet etmişlerdi. Seçmelere katıldıktan sonra benimle çalışmak istediklerini söylediler. “Sen istemesen bile, biz seni elinden tutup o dizide oynatacağız. Sen bir star olacaksın, haberin bile yok” dediler. Dizi de “Tatar Ramazan”dı.
İSTANBUL RESMİ BENİ İÇİNE ÇEKTİ
◊ Türkiye’de bir şey yapmak hiç aklında yok muydu?
– Hiç yoktu. Konservatuvara giderken Ankara Devlet Operası’ndan Almanya’nın Kiel’daki şehir operasına gelen opera sanatçısı Kemal Yaşar ile tanıştım. Türk film piyasasının ne kadar büyük olduğunu o söyledi. Onun vesilesiyle “Issız Adam”ı izledim. İlk izlediğim Türk filmiydi. Hikayenin duygusu, anlatım şekli ve oyuncuların hikayeye hizmet etme şekli beni çok etkiledi.
Anneme “İstanbul’da çalışmak isterim” dedim. Annem de “Oğlum, varsa bir İstanbul tablosu oturma odasına as. Eve girdiğin anda o resmi gördükçe enerji olarak kendine çekersin” dedi. Opera sanatçı arkadaşım Kemal de şehir içinde başka bir yere taşınırken “Yılmaz bir resmim var, ben bunu yanımda tutmayacağım. İsteyen birisi olur mu” dedi. Tabloya bir baktım ki Ortaköy manzarası.
◊ Hayat sanki sana mesaj vermiş gibi…
– Evet, o tabloyu aldım, duvarıma astım. Aradan üç sene geçti, İstanbul’a çalışmak için geldiğimde o resmin olduğu açıdan fotoğraf çekip anneme yolladım ve “Haklıydın anne” yazdım. Hayat gerçekten çok ilginç.
◊ İstanbul’a ilk geldiğinde ne hissettin?
– İlk olarak İstanbul’a değil de Tire’ye gelmiştim. Kendimi sette buldum. Türkçem çok kötüydü. Bir de 40’lı yılların Türkçesini öğrenmeye çalışıyordum. Mesela “Hilkat garibesi” diye bir laf var. Hayatımda hiç duymadım. Babama telefon açıp sordum.
◊ Sizin evde Türkçe konuşuluyor muydu?
– Evet konuşuyorduk.
TÜRKLER GİBİ İŞE BAŞLA ALMANLAR GİBİ İŞİNİ BİTİR
◊ Dans ne zamandan beri var hayatında?
– 14 yaşımdan beri. Aslında 7 yaşında bir Alman arkadaşımla Michael Jackson taklitleri yaparken merakım başladı. Ardından Jamaikalı bir arkadaşımız sayesinde break dansa merak saldık.
“United Styles” dans grubunu kurduk. İtalyan, Jamaikalı, Kazakistanlı, Ukraynalı, Alman ve Türk olarak da ben. Hem dans ettik hem de 6 farklı ülkeden insan nasıl iyi arkadaş olabiliyor onu ispatladık. Dolayısıyla ben kendimi bir millet olarak değil, dünya insanı olarak görüyorum.
◊ Alman disipliniyle büyüyüp Türkiye’de oyunculuk yapmak nasıl bir deneyim? Hiç bocalama yaşadın mı?
– Türkler gibi işe başla, Almanlar gibi işini bitir derler. O sözü çok seviyorum. Gerçekten öyle. O tutkuyu bir işe başlamakta, işi yapmakta Türkler gibi savunursam ve disiplinimde de Alman gibi kalırsam, o zaman çok güzel yerlere gelebilirim diye düşünüyorum.
◊ Türkiye’deki çalışma şartlarıyla Almanya’daki farklı. Bu durum ilk başta ürkütmedi mi?
– Çok ürküttü. Derin okyanusun içine atılmışım gibi oldum. Ama vazgeçmedim çünkü işin güzel tarafı ne biliyor musunuz? Birkaç yıl sonra benim için ne kadar güzel bir okul olduğunu anladım.Almanya’daki yönetmenler “Yılmaz çok hızlı algılıyorsun ve hemen yapıyorsun” diyor. Bizim Türkiye’de 140 dakikalık diziyi 6 günde çektiğimize inanamıyorlar.
◊ Proje seçerken özellikle dikkat ettiğin bir kriter var mı?
– Farklı bir karakter olmasına özen gösteriyorum. “Mehmed: Fetihler Sultanı”nda Kral Stefan’ı canlandırdım. Rol gelince kralı bir araştırdım. 27 yaşında, azimli, hırsına yenilmiş. 41 yaşında biri olarak 27 yaşında birini o toylukla oynamak ilgimi çekti.
HIRSLIYIM, İŞİMİ SEVİYORUM
◊ Senin hırsların var mıdır?
– Hedefin olduğu sürece, hayat yaşamaya değer oluyor. Hedefi olmayan insan bu hayatta yüzde yüz çok mutsuzdur. Ona inanıyorum. Hırslıyım, seviyorum işimi. Çünkü insanlara insanlığı anlatabiliyorum ve insanların insanlara karşı olan önyargılarını bir nevi yok edebildiğimi düşünüyorum.
◊ Olmak istediğin noktada mısın şu anda?
– Evet, kaderimin yolunda gidiyorum.
ÇOKTANDIR İYİ İNSANI OYNAMAMIŞTIM
◊ “Bize Bi’şey Olmaz” dizisinin kadrosundasın. Nasıl bir rolle seyirci karşısına çıkıyorsun?
– Barış karakteri dizinin sevgi ve aşk sembolü. Sevdiği insanın mutluluğu için kendi aşkını feda eden olgun ve güçlü karakter. Bayağıdır iyi insanı oynamamıştım, hep kötü adam rollerini veriyorlardı. Barış, karakteri ve kişiliği oturmuş, ne istediğini bilen, kalbinin sesini dinleyen ama aşkın, birlikteliğin ancak karşılıklı çabayla ve tutkuyla olabileceğine inanan birisi. Kalbi kırılsa da sevdiğinin mutluluğu için, yolundan çekilen ve ilişkiyi bitiren, güçlü bir karakter.
◊ Mert Ramazan Demir ve Miray Daner ile birlikte çalışmak nasıldı?
– Hem Miray’la hem de Mert’le enerjimiz ilk günden tuttu. Yönetmenimiz Neslihan Yeşilyurt ilk günden hepimizi birleştirici bir atmosfer yaratmayı önemsedi ve bu da bizim çalışma motivasyonumuzu arttırdı. Set öncesi olan provalarımızda ve sette eğlenebildiğimiz için, ayrıca birbirimize arkadaş olarak da güvendiğimiz ve saygı duyduğumuz için oluşan pozitif enerji kamera önüne de yansıdı. Sahneleri oynarken birbirimize kolaylıkla alan açabildik.
◊ Nasıl bir setti sizinki?
– Çok eğlenceliydi. Özenle seçilmişti. Herkesin enerjisi birbirine o kadar uyumluydu ki birlikte eğlenememek mümkün değildi. Hatta setim olmadığı günlerde de orada olmak, bir şey kaçırmamak için birkaç kez ziyaret etmişliğim de olmuştur.
Ayrıca katı sınırlar içinde olmayan, sahnede oyuncularının da fikirlerini dinleyen ve bize oyun özgürlüğü sağlayan bir yönetmen olduğu için Neslihan Yeşilyurt’la çalışmak büyük bir keyifti.
AŞK İYİ ARKADAŞ OLMAK DA DEMEK
◊ Aşk senin için ne ifade ediyor?
– Aşk bence kusursuz ve beklentisiz bir insan için her şeyini verebilmek, var olabilmek. O ne kadar kötü konuşursa onu güzel algılayabilmek ve anlamak. Aşk bir nevi en iyi arkadaş demektir. Bir nevi en büyük saygı demektir. Ve ne olursa olsun pes etmemek demektir. Aşk benim için çok çok büyük bir laf.
◊ Hiç âşık oldun mu?
– 14 yaşımda olmuştum. Ondan sonra hiç olmadım. İnşallah beni de bir gün yakalar.
Hürriyet
The post Yılmaz Bayraktar: Ben dünya insanıyım first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...
– Almanya’da konservatuvara 21 yaşında başladım. 25 yaşımın sonlarına kadar sürdü. İlk işim Avusturya’dan geldi. Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn ve Almanya’da tiyatro oyunları oynadıktan sonra 2013’te Facebook’tan bir mesaj aldım: “Türkiye’de çalışmayı düşünür müsünüz?”
◊ Kimden geldi mesaj ve sen ne yanıt verdin?
– Kast direktörü ve oyuncu birisinden. Ben de “düşünebilirim” yazdım. Ama ciddi olduğunu tahmin etmedim. O dönemlerde Türkiye’de çalışmayı çok istiyordum. Annem Beyoğlu doğumlu, babam da Trabzonlu. Ailemle 14 yaşıma kadar Türkiye’ye git gel yaptım. 14 yaşımda break dans ve dövüş sanatlarına başlayınca Türkiye’ye gelmemeye başladım.
Ben çok inanmasam da o mesaja döndüm ve “Düşünebilirim” yazdım. İstanbul’a, oyuncu seçmelerine davet ettiler ve Almanya’da o dönem yoğun bir şekilde tiyatro oynadığım için gidemedim. Hamburg’a kendileri geldi. Almanya’da yaşayan başka Türkleri de davet etmişlerdi. Seçmelere katıldıktan sonra benimle çalışmak istediklerini söylediler. “Sen istemesen bile, biz seni elinden tutup o dizide oynatacağız. Sen bir star olacaksın, haberin bile yok” dediler. Dizi de “Tatar Ramazan”dı.
İSTANBUL RESMİ BENİ İÇİNE ÇEKTİ
◊ Türkiye’de bir şey yapmak hiç aklında yok muydu?
– Hiç yoktu. Konservatuvara giderken Ankara Devlet Operası’ndan Almanya’nın Kiel’daki şehir operasına gelen opera sanatçısı Kemal Yaşar ile tanıştım. Türk film piyasasının ne kadar büyük olduğunu o söyledi. Onun vesilesiyle “Issız Adam”ı izledim. İlk izlediğim Türk filmiydi. Hikayenin duygusu, anlatım şekli ve oyuncuların hikayeye hizmet etme şekli beni çok etkiledi.
Anneme “İstanbul’da çalışmak isterim” dedim. Annem de “Oğlum, varsa bir İstanbul tablosu oturma odasına as. Eve girdiğin anda o resmi gördükçe enerji olarak kendine çekersin” dedi. Opera sanatçı arkadaşım Kemal de şehir içinde başka bir yere taşınırken “Yılmaz bir resmim var, ben bunu yanımda tutmayacağım. İsteyen birisi olur mu” dedi. Tabloya bir baktım ki Ortaköy manzarası.
◊ Hayat sanki sana mesaj vermiş gibi…
– Evet, o tabloyu aldım, duvarıma astım. Aradan üç sene geçti, İstanbul’a çalışmak için geldiğimde o resmin olduğu açıdan fotoğraf çekip anneme yolladım ve “Haklıydın anne” yazdım. Hayat gerçekten çok ilginç.
◊ İstanbul’a ilk geldiğinde ne hissettin?
– İlk olarak İstanbul’a değil de Tire’ye gelmiştim. Kendimi sette buldum. Türkçem çok kötüydü. Bir de 40’lı yılların Türkçesini öğrenmeye çalışıyordum. Mesela “Hilkat garibesi” diye bir laf var. Hayatımda hiç duymadım. Babama telefon açıp sordum.
◊ Sizin evde Türkçe konuşuluyor muydu?
– Evet konuşuyorduk.
TÜRKLER GİBİ İŞE BAŞLA ALMANLAR GİBİ İŞİNİ BİTİR
◊ Dans ne zamandan beri var hayatında?
– 14 yaşımdan beri. Aslında 7 yaşında bir Alman arkadaşımla Michael Jackson taklitleri yaparken merakım başladı. Ardından Jamaikalı bir arkadaşımız sayesinde break dansa merak saldık.
“United Styles” dans grubunu kurduk. İtalyan, Jamaikalı, Kazakistanlı, Ukraynalı, Alman ve Türk olarak da ben. Hem dans ettik hem de 6 farklı ülkeden insan nasıl iyi arkadaş olabiliyor onu ispatladık. Dolayısıyla ben kendimi bir millet olarak değil, dünya insanı olarak görüyorum.
◊ Alman disipliniyle büyüyüp Türkiye’de oyunculuk yapmak nasıl bir deneyim? Hiç bocalama yaşadın mı?
– Türkler gibi işe başla, Almanlar gibi işini bitir derler. O sözü çok seviyorum. Gerçekten öyle. O tutkuyu bir işe başlamakta, işi yapmakta Türkler gibi savunursam ve disiplinimde de Alman gibi kalırsam, o zaman çok güzel yerlere gelebilirim diye düşünüyorum.
◊ Türkiye’deki çalışma şartlarıyla Almanya’daki farklı. Bu durum ilk başta ürkütmedi mi?
– Çok ürküttü. Derin okyanusun içine atılmışım gibi oldum. Ama vazgeçmedim çünkü işin güzel tarafı ne biliyor musunuz? Birkaç yıl sonra benim için ne kadar güzel bir okul olduğunu anladım.Almanya’daki yönetmenler “Yılmaz çok hızlı algılıyorsun ve hemen yapıyorsun” diyor. Bizim Türkiye’de 140 dakikalık diziyi 6 günde çektiğimize inanamıyorlar.
◊ Proje seçerken özellikle dikkat ettiğin bir kriter var mı?
– Farklı bir karakter olmasına özen gösteriyorum. “Mehmed: Fetihler Sultanı”nda Kral Stefan’ı canlandırdım. Rol gelince kralı bir araştırdım. 27 yaşında, azimli, hırsına yenilmiş. 41 yaşında biri olarak 27 yaşında birini o toylukla oynamak ilgimi çekti.
HIRSLIYIM, İŞİMİ SEVİYORUM
◊ Senin hırsların var mıdır?
– Hedefin olduğu sürece, hayat yaşamaya değer oluyor. Hedefi olmayan insan bu hayatta yüzde yüz çok mutsuzdur. Ona inanıyorum. Hırslıyım, seviyorum işimi. Çünkü insanlara insanlığı anlatabiliyorum ve insanların insanlara karşı olan önyargılarını bir nevi yok edebildiğimi düşünüyorum.
◊ Olmak istediğin noktada mısın şu anda?
– Evet, kaderimin yolunda gidiyorum.
ÇOKTANDIR İYİ İNSANI OYNAMAMIŞTIM
◊ “Bize Bi’şey Olmaz” dizisinin kadrosundasın. Nasıl bir rolle seyirci karşısına çıkıyorsun?
– Barış karakteri dizinin sevgi ve aşk sembolü. Sevdiği insanın mutluluğu için kendi aşkını feda eden olgun ve güçlü karakter. Bayağıdır iyi insanı oynamamıştım, hep kötü adam rollerini veriyorlardı. Barış, karakteri ve kişiliği oturmuş, ne istediğini bilen, kalbinin sesini dinleyen ama aşkın, birlikteliğin ancak karşılıklı çabayla ve tutkuyla olabileceğine inanan birisi. Kalbi kırılsa da sevdiğinin mutluluğu için, yolundan çekilen ve ilişkiyi bitiren, güçlü bir karakter.
◊ Mert Ramazan Demir ve Miray Daner ile birlikte çalışmak nasıldı?
– Hem Miray’la hem de Mert’le enerjimiz ilk günden tuttu. Yönetmenimiz Neslihan Yeşilyurt ilk günden hepimizi birleştirici bir atmosfer yaratmayı önemsedi ve bu da bizim çalışma motivasyonumuzu arttırdı. Set öncesi olan provalarımızda ve sette eğlenebildiğimiz için, ayrıca birbirimize arkadaş olarak da güvendiğimiz ve saygı duyduğumuz için oluşan pozitif enerji kamera önüne de yansıdı. Sahneleri oynarken birbirimize kolaylıkla alan açabildik.
◊ Nasıl bir setti sizinki?
– Çok eğlenceliydi. Özenle seçilmişti. Herkesin enerjisi birbirine o kadar uyumluydu ki birlikte eğlenememek mümkün değildi. Hatta setim olmadığı günlerde de orada olmak, bir şey kaçırmamak için birkaç kez ziyaret etmişliğim de olmuştur.
Ayrıca katı sınırlar içinde olmayan, sahnede oyuncularının da fikirlerini dinleyen ve bize oyun özgürlüğü sağlayan bir yönetmen olduğu için Neslihan Yeşilyurt’la çalışmak büyük bir keyifti.
AŞK İYİ ARKADAŞ OLMAK DA DEMEK
◊ Aşk senin için ne ifade ediyor?
– Aşk bence kusursuz ve beklentisiz bir insan için her şeyini verebilmek, var olabilmek. O ne kadar kötü konuşursa onu güzel algılayabilmek ve anlamak. Aşk bir nevi en iyi arkadaş demektir. Bir nevi en büyük saygı demektir. Ve ne olursa olsun pes etmemek demektir. Aşk benim için çok çok büyük bir laf.
◊ Hiç âşık oldun mu?
– 14 yaşımda olmuştum. Ondan sonra hiç olmadım. İnşallah beni de bir gün yakalar.
Hürriyet
The post Yılmaz Bayraktar: Ben dünya insanıyım first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...

