- Katılım
- 7 Ocak 2026
- Mesajlar
- 27,096
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 1
- Yaş
- 38
- Konum
- İstanbul
- Web sitesi
- www.hepsigundem.com
– Hoş geldiniz sevgili Sezgin Uzunbekiroğlu ve Adem Yılmaz. Nasılsınız? Bu sezon tiyatro sahnesinde “Beyoğlu’nda Gizli Kanto” adlı oyunla izleyici karşısındasınız. Hayırlı olsun öncelikle. Bize biraz bahseder misiniz? İzleyiciyi neler bekliyor?
Sezgin: Hoş bulduk, çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok keyifliyiz. “Beyoğlu’nda Gizli Kanto” uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir proje. Uzun süre sahneden uzak kalmıştım ve Adem’e sürekli yeniden sahnede olmak, şarkı söylemek ve müzikal bir oyun yapmak istediğimi anlatıyordum. Bir anlamda bu fikrin fitilini ben ateşledim diyebilirim.
Dönem işlerine her zaman büyük bir ilgim oldu. Belçika’da doğup büyüdüğüm için yabancı dile yatkınım ve yurt dışındaki müzikalleri yakından takip ediyorum. Ancak Türk tiyatrosunun da zenginliğini sahnede göstermek istedik. Tam da bu arayış içindeyken Adem’e çok sevdiği bir hocasından “Beyoğlu Eğleniyor” adlı kitap hediye edildi. Kitabı okumaya başladığında hikâyenin kapıları aralandı ve metin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
Oyun, Beyoğlu’nun en canlı ve ihtişamlı dönemlerinden biri olan 1900’lü yıllarda, Grande Rue de Pera’da geçiyor. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, çok dilli ve renkli bir atmosfer var. Bonmarşe açma hayali kuran bir moda evi sahibi baba ve Paris’te eğitim almış kızı Müjgan’ın hikâyesini izliyoruz. Ancak Müjgan’ın hayali bambaşka: Sahneye çıkmak ve kanto yapmak. Sahneye çıktığında karşısına çıkan Elias’la yaşadığı aşk da hikâyeye bambaşka bir boyut katıyor. Devamı ise seyirciye sürpriz olsun.
Adem: Biz de çok iyiyiz, oldukça yoğun ama bir o kadar da heyecanlı bir dönemden geçiyoruz. “Beyoğlu’nda Gizli Kanto” benim yetişkinlere yönelik yazdığım ilk tiyatro oyunu olduğu için ayrı bir heyecan taşıyor. Oyunumuz 2 Şubat’ta Ses Tiyatrosu’nda prömiyer yaptı ve seyirci tarafından çok sıcak karşılandı. İstanbul’da gezici bir tiyatro olarak bu zor dönemde salonları doldurabilmek bizim için büyük mutluluk.
Ayrıca 2026 sezonunda 26’ncısı düzenlenen Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde “Yılın Müzikali” ödülüne layık görülmek tüm ekip için büyük bir motivasyon oldu. Bu da doğru bir hikâye anlattığımızı hissettirdi.
Oyunda seyirciyi eski İstanbul gece hayatının ihtişamına götürüyoruz. Müjgan’ın hikâyesi üzerinden 1900’lerin Beyoğlu’suna doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Müzik, dans, mizah ve romantizmin iç içe geçtiği yaklaşık 120 dakikalık bu yolculukta izleyiciyi hem güldüren hem de duygulandıran sıcak bir atmosfer bekliyor.
“MÜJGAN’LA BENZERLİKLERİMİZ VAR”
– Role nasıl hazırlandınız? Karakterin fiziksel özelliklerinden mi yoksa psikolojik derinliğinden mi yola çıkarsınız?
Sezgin: Role hazırlık sürecimiz yoğun bir prova döneminden geçti. Karakteri anlamak, onun motivasyonlarını çözmek ve hikâye içindeki dönüşümünü doğru kurmak provalar boyunca üzerinde çalıştığımız temel konulardı. Canlandırdığım Müjgan karakteriyle aslında bazı benzerliklerimiz var; bu nedenle onunla bağ kurmak benim için zor olmadı. Adem karakteri oldukça derinlikli yazdığı için Müjgan’ı anlamak ve karakterin iskeletini oluşturmak da doğal bir süreçti.
Müjgan’ın dadı, beybaba, Vanya, Elias ve Sofia ile kurduğu ilişkilerde karakterin farklı yönlerini görüyoruz. Yönetmenimiz Zeynep Sevi Yılmaz’ın sahneleme sürecindeki katkıları da bu ilişkileri doğru kurmamızda çok etkili oldu. Ben Müjgan’a hazırlanırken önce karakterin psikolojik altyapısını keşfetmeyi tercih ettim; fiziksel detaylar ise bu sürecin ardından kendiliğinden şekillendi.
Adem: Oyunda birbirinden oldukça farklı karakterleri canlandırıyorum ve çoğu tiplemeye yakın olduğu için hazırlık sürecimde daha çok fiziksel özelliklerden yola çıktım. Karakterlerin duruşu, yürüyüşü ve enerjisi üzerinde çalışarak onları birbirinden ayırmaya odaklandım. Londra’da aldığım yüksek lisans eğitimi ve dıştan içe oyunculuk teknikleri bu süreçte bana önemli katkı sağladı.
“BİRBİRİMİZİN İŞİNE HAYRANLIK DUYUYORUZ”
– Sahnede partner olmak büyük bir güven gerektirir. Birbirinizde en çok neye güvenirsiniz?
Sezgin: Adem’in sahnedeki özgüvenine ve ne yaptığını her an çok iyi biliyor oluşuna güveniyorum. Tuluat konusundaki ustalığı ve ansambl ruhuyla hareket eden bir oyuncu olması büyük bir avantaj. Sahneye her zaman kolektif bir bakışla yaklaşır; kişisel tatminlerin ötesinde sahnenin ve oyunun bütününü yükseltmeye odaklanır. Bu yüzden sahnede kendinizi asla yalnız hissetmezsiniz. Olası bir aksilikte bile her şeyi toparlayacak biri olduğunu bilmek oyuncuya büyük bir güven veriyor.
Adem: Sezgin Uzunbekiroğlu ile çalışmak benim için hem gurur verici hem de çok keyifli. Biz her şeyden önce birbirine güvenen ve birbirini destekleyen hayat arkadaşlarıyız. Sadece eş değil, aynı zamanda çok yakın dostuz. Aynı mesleği yapıp birbirimizin işine hayranlık duyunca birlikte üretmek de çok daha güçlü bir hale geliyor. Bu uyum hem sahnedeki ortaklığımıza hem de ilişkimize ayrı bir değer katıyor.
“İNSAN SEVDİĞİNE KARŞI ELEŞTİREL OLABİLİYOR”
– Provalar sırasında aranızda nasıl bir dinamik var? Evli olmak oyun içerisinde pozitif mi negatif bir etken mi?
Sezgin: Prova sürecinde Adem’le gerçekten çok keyif aldık. O süreçte eş kimliğimizi bir kenara bırakıp, karakterleri anlamaya çalışan iki oyuncu olarak çalıştık. Elbette zaman zaman zorlandığımız ya da egoların devreye girmek istediği anlar oldu, ancak süreci profesyonelce yönetmeyi başardık. Yönetmenimiz Zeynep Sevi Yılmaz da bu disiplini çok iyi korudu. Herkes görev tanımını biliyordu ve arkadaşlık ya da eş ilişkisi prova kapısının dışında kaldı. Adem’le en büyük avantajımız çok iyi iki arkadaş olmamız. Hissettiğimiz her şeyi açıkça paylaşabiliyor ve prova sonunda konuşarak çözebiliyoruz.
Adem: Prova sürecinde insan sevdiğine karşı bazen daha eleştirel olabiliyor; çünkü onun her şeyi en iyi şekilde yapmasını istiyorsunuz. Bu yüzden zaman zaman birbirimize küçük müdahalelerimiz oldu. Ancak bizim için en önemli şey sevgi ve karşılıklı saygı. Hiçbir şeyi kişisel algılamadan, tamamen oyuncu kimliğimizle ilerledik. Ayrıca Sezgin’le karakter yaratım süreçlerimizin farklı olduğunu da bu süreçte keşfettik. Bunu fark edince birbirimize alan tanıdık ve böylece oldukça huzurlu bir prova dönemi geçirdik.
“TİYATRO DİSİPLİN GEREKTİRİR”
– Hem dizi/film setlerinde hem de tiyatro sahnesinde varsınız. İkisinin de enerjisi ve çalışma disiplini ayrıdır diye düşünüyorum. Oyunculukta çalışma şartları olarak en çok zorlayan hangisi?
Sezgin: Dizi/film ve tiyatronun çalışma disiplinleri gerçekten çok farklı ve her ikisinin de kendine özgü zorlukları var. Televizyon projelerinde, özellikle ulusal kanallarda yapılan işlerde karakterin gelişimi çoğu zaman senaryo geldikçe şekilleniyor. Bazen gideceğini sandığın yoldan gitmiyor ve yeni bölümle birlikte karakter beklemediğiniz bir yöne evrilebiliyor. Oyuncu olarak buna çok hızlı adapte olmanız gerekiyor. Çoğu zaman prova yapma imkânı olmadan sahnenin gereğini yerine getirmek durumunda kalıyorsunuz.
Tiyatro ise bunun tam tersine büyük bir istikrar ve devamlılık gerektiriyor. Sahneye çıktığınız andan itibaren oyundan kopma şansınız yok. Özellikle başrol oynadığınızda bu süre bir-iki saati bulabiliyor. Seyirciyle anlık bir bağ kurarak, onların tepkisini hissederek oyunu sürdürmek büyük bir konsantrasyon ve disiplin gerektiriyor.
Adem: Her ikisinin de dinamiği birbirinden farklı ve tabii ki ikisinin de ayrı zorlukları var. Tiyatroda prova ve karakter yaratım sürecinde ayrı bir sancı çekersin, film ve dizi setinde ise sahne sırası gelene kadar beklediğin uzun sürelerde başka bir sancı yaşarsın. Dizi ve film setinde oyunculuk çok kıymetli olsa da sahneler sürekli kesilip farklı açılardan çekildiği için bazen nasıl oynadığını bir süre sonra kaybedersin ve ancak televizyon ya da sinemada izlediğinde görürsün.
Tiyatroda ise oyuncu, baştan sona oynadığı karakteri oyun süresi boyunca kesintisiz bir şekilde seyirciyle temas halinde, ışıklar altında büyülü bir yolculuğa çıkarır. Bu cevaptan tiyatroya biraz daha âşık olduğumu anlamışsınızdır.
“TİYATROYU MADDİ TATMİN İÇİN YAPMIYORUZ”
– Sizce artık tiyatroya da dizilerin yanı sıra önem verilmeye başlandı mı? Oyuncular başka bir deneyim olduğunu söylüyor. Ancak maddi karşılık olarak da sanki gereken değer bir türlü verilemiyor?
Sezgin: Aslında tiyatroya ilgi gösteren seyirci sayısı sandığımızdan çok daha fazla. Gerçekten iyi oyunlara gösterilen ilgiden son derece memnunum. Fiyatlar ulaşılabilir kaldığı sürece seyircinin tiyatrodan kopmadığını da görüyoruz. Çünkü tiyatro yalnızca bir sanat etkinliği değil, aynı zamanda önemli bir sosyalleşme alanı. Hiç tanımadığınız insanlarla aynı anda aynı şeye gülmek ya da aynı duyguyu paylaşmak çok özel bir deneyim. Sahne ile seyirci arasında gerçekten çok kıymetli bir enerji dolaşıyor.
Maddi karşılık beklentisiyle yapılan tiyatronun, tiyatronun ruhuna uygun olduğunu düşünmüyoruz. Tiyatro yapan hiçbir oyuncunun da bu işi yalnızca maddi tatmin için yaptığını sanmıyoruz.
Adem: Son döneme baktığımızda özel tiyatroların ve sahnelenen oyunların sayısında ciddi bir artış var. Bunun önemli nedenlerinden biri, yeni konservatuvar mezunlarının kendilerini gösterebilmek ve sektörde var olabilmek için daha küçük prodüksiyonlarla sahneye çıkmaları. Bunun yanı sıra büyük prodüksiyonlu ve tanınmış isimlerin yer aldığı oyunlar da var; buna kesinlikle karşı değilim, aksine çeşitlilik açısından değerli buluyorum.
Ancak dizilerin eskisi kadar uzun soluklu olmaması ve televizyon tarafının zorlaşmasıyla birlikte tiyatroya yönelimin arttığını da görüyoruz. Ne yazık ki tiyatro yapmak oldukça maliyetli bir iş. Bu nedenle pek çok yetenekli genç ekip, oyunlarını sürdüremeden bırakmak zorunda kalabiliyor.
Seyircinin büyük bir kısmı hem tanınmış oyuncuları izlemek hem de yüksek prodüksiyonlu işler görmek istiyor. Bu da doğal olarak küçük ölçekli, bağımsız tiyatroların ayakta kalmasını zorlaştırıyor. Umarım zamanla bu konuda bir denge kurulur ve kazanan her zaman sanat olur.
“SAHNEDEN ÖNCE HEP BİRLİKTE SARILIYORUZ”
– Sahneye çıkmadan hemen önce yaptığınız, olmazsa olmaz bir toteminiz veya rutininiz var mı?
Sezgin: Sahneye çıkmadan hemen önce tüm ekip bir araya gelip bir çember oluşturuyoruz. Oyuncular ve teknik ekip birlikte… O an, sahnede yaşanabilecek en ufak aksilikte bile birbirimizin yanında olduğumuzu, her şeyin birlikte aşılacağını kendimize hatırlatıyoruz. Sonrasında da “hadi çıkıp çok eğlenelim” diyerek sahneye çıkıyoruz.
Adem: Sahneye çıkmadan önce tüm ekip bir halka oluşturuyoruz. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, bunun tamamen bir ekip işi olduğunu ve her an herkesin herkesin yanında olduğunu hatırlatıp hep birlikte sarılıyoruz. Ardından oyunu başlatıyoruz.
– Bugüne kadar sahnede yaşadığınız, “asla unutamam” dediğiniz en komik veya en duygusal anı bizimle paylaşır mısınız?
Sezgin: Oyunumuzun ikinci perdesinin açılışında mikrofonumun kapandığını fark ettim; sesim seyirciye hiç gitmiyordu. Adem o an doğaçlama bir şekilde “Gel bakalım cicikuş, senin mikrofon mu kapalı?” diyerek durumu toparlamaya çalıştı.
Sahne boyunca mikrofonu yakalamaya çalışırken, o da çok komik bir karakteri oynuyor; sarı kahküllü perukla dolaşıyor. Ben ciddi replikleri onun mikrofonuna eğilip söylemeye çalışıyorum, o da kafasını uzatıp “Gel buraya anlat” diyor. Ben güldükçe seyirci de koptu.
Adem: Bilkent Üniversitesi oyunculuk bölümünde son sınıftayken mezuniyet oyunumuzda küçük bir rol oynuyordum. İlk prömiyerde, başrol oynayan arkadaşlarımdan daha fazla alkış almıştım.
Ailem uzakta olduğu için o oyuna gelememişti. Kuliste hem büyük bir mutluluk hem de bir hüzün yaşamıştım.
– Bugün konservatuvara yeni oyuncu adaylarına vereceğiniz tek bir tavsiye olsa, o ne olurdu?
Sezgin: Konservatuvara hazırlanan gençlere şunu söylemek isterim: Önünüzde zorlu bir yol var ama bu sizi korkutmasın. Umudunuzu kaybetmeyin, sadece çok çalışın. Çünkü başarı büyük ölçüde istikrardan geçer; vazgeçmeyenler kazanır.
Adem: Asla vazgeçmeyin. Sanat zor ve emek isteyen bir yolculuk. Kendinize güvenin, hata yapmaktan korkmayın ve kimseyi beklemeden üretmeye başlayın. Başarı kendiliğinden gelmez; istikrar ve süreklilik bu işin en önemli anahtarıdır.
– Son olarak buradan özellikle tiyatro tutkunlarına, sevenlerinize söylemek istedikleriniz neler?
Sezgin: Seyircinin varlığı tiyatro için çok kıymetli. Tiyatronun yaşatılabilmesi için salonların size ihtiyacı var. Tiyatro iyidir, iyileştirir. Gelin hep birlikte iyileşelim!
Adem: Tiyatro iyidir, iyileştirir.
– Çok başarılar diliyorum, seyircisi bol olsun. Başka projelerde de görüşmek dileğiyle, çok memnun oldum. Sevgiler…
Biz teşekkür ederiz bu güzel röportaj için. Tüm tiyatroseverleri oyunumuza bekleriz.
Hürriyet
The post Sezgin Uzunbekiroğlu & Adem Yılmaz: “Sadece Eş Değil, Aynı Zamanda Çok Yakın Dostuz” first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...
Sezgin: Hoş bulduk, çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok keyifliyiz. “Beyoğlu’nda Gizli Kanto” uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir proje. Uzun süre sahneden uzak kalmıştım ve Adem’e sürekli yeniden sahnede olmak, şarkı söylemek ve müzikal bir oyun yapmak istediğimi anlatıyordum. Bir anlamda bu fikrin fitilini ben ateşledim diyebilirim.
Dönem işlerine her zaman büyük bir ilgim oldu. Belçika’da doğup büyüdüğüm için yabancı dile yatkınım ve yurt dışındaki müzikalleri yakından takip ediyorum. Ancak Türk tiyatrosunun da zenginliğini sahnede göstermek istedik. Tam da bu arayış içindeyken Adem’e çok sevdiği bir hocasından “Beyoğlu Eğleniyor” adlı kitap hediye edildi. Kitabı okumaya başladığında hikâyenin kapıları aralandı ve metin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
Oyun, Beyoğlu’nun en canlı ve ihtişamlı dönemlerinden biri olan 1900’lü yıllarda, Grande Rue de Pera’da geçiyor. Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, çok dilli ve renkli bir atmosfer var. Bonmarşe açma hayali kuran bir moda evi sahibi baba ve Paris’te eğitim almış kızı Müjgan’ın hikâyesini izliyoruz. Ancak Müjgan’ın hayali bambaşka: Sahneye çıkmak ve kanto yapmak. Sahneye çıktığında karşısına çıkan Elias’la yaşadığı aşk da hikâyeye bambaşka bir boyut katıyor. Devamı ise seyirciye sürpriz olsun.
Adem: Biz de çok iyiyiz, oldukça yoğun ama bir o kadar da heyecanlı bir dönemden geçiyoruz. “Beyoğlu’nda Gizli Kanto” benim yetişkinlere yönelik yazdığım ilk tiyatro oyunu olduğu için ayrı bir heyecan taşıyor. Oyunumuz 2 Şubat’ta Ses Tiyatrosu’nda prömiyer yaptı ve seyirci tarafından çok sıcak karşılandı. İstanbul’da gezici bir tiyatro olarak bu zor dönemde salonları doldurabilmek bizim için büyük mutluluk.
Ayrıca 2026 sezonunda 26’ncısı düzenlenen Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde “Yılın Müzikali” ödülüne layık görülmek tüm ekip için büyük bir motivasyon oldu. Bu da doğru bir hikâye anlattığımızı hissettirdi.
Oyunda seyirciyi eski İstanbul gece hayatının ihtişamına götürüyoruz. Müjgan’ın hikâyesi üzerinden 1900’lerin Beyoğlu’suna doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Müzik, dans, mizah ve romantizmin iç içe geçtiği yaklaşık 120 dakikalık bu yolculukta izleyiciyi hem güldüren hem de duygulandıran sıcak bir atmosfer bekliyor.
“MÜJGAN’LA BENZERLİKLERİMİZ VAR”
– Role nasıl hazırlandınız? Karakterin fiziksel özelliklerinden mi yoksa psikolojik derinliğinden mi yola çıkarsınız?
Sezgin: Role hazırlık sürecimiz yoğun bir prova döneminden geçti. Karakteri anlamak, onun motivasyonlarını çözmek ve hikâye içindeki dönüşümünü doğru kurmak provalar boyunca üzerinde çalıştığımız temel konulardı. Canlandırdığım Müjgan karakteriyle aslında bazı benzerliklerimiz var; bu nedenle onunla bağ kurmak benim için zor olmadı. Adem karakteri oldukça derinlikli yazdığı için Müjgan’ı anlamak ve karakterin iskeletini oluşturmak da doğal bir süreçti.
Müjgan’ın dadı, beybaba, Vanya, Elias ve Sofia ile kurduğu ilişkilerde karakterin farklı yönlerini görüyoruz. Yönetmenimiz Zeynep Sevi Yılmaz’ın sahneleme sürecindeki katkıları da bu ilişkileri doğru kurmamızda çok etkili oldu. Ben Müjgan’a hazırlanırken önce karakterin psikolojik altyapısını keşfetmeyi tercih ettim; fiziksel detaylar ise bu sürecin ardından kendiliğinden şekillendi.
Adem: Oyunda birbirinden oldukça farklı karakterleri canlandırıyorum ve çoğu tiplemeye yakın olduğu için hazırlık sürecimde daha çok fiziksel özelliklerden yola çıktım. Karakterlerin duruşu, yürüyüşü ve enerjisi üzerinde çalışarak onları birbirinden ayırmaya odaklandım. Londra’da aldığım yüksek lisans eğitimi ve dıştan içe oyunculuk teknikleri bu süreçte bana önemli katkı sağladı.
“BİRBİRİMİZİN İŞİNE HAYRANLIK DUYUYORUZ”
– Sahnede partner olmak büyük bir güven gerektirir. Birbirinizde en çok neye güvenirsiniz?
Sezgin: Adem’in sahnedeki özgüvenine ve ne yaptığını her an çok iyi biliyor oluşuna güveniyorum. Tuluat konusundaki ustalığı ve ansambl ruhuyla hareket eden bir oyuncu olması büyük bir avantaj. Sahneye her zaman kolektif bir bakışla yaklaşır; kişisel tatminlerin ötesinde sahnenin ve oyunun bütününü yükseltmeye odaklanır. Bu yüzden sahnede kendinizi asla yalnız hissetmezsiniz. Olası bir aksilikte bile her şeyi toparlayacak biri olduğunu bilmek oyuncuya büyük bir güven veriyor.
Adem: Sezgin Uzunbekiroğlu ile çalışmak benim için hem gurur verici hem de çok keyifli. Biz her şeyden önce birbirine güvenen ve birbirini destekleyen hayat arkadaşlarıyız. Sadece eş değil, aynı zamanda çok yakın dostuz. Aynı mesleği yapıp birbirimizin işine hayranlık duyunca birlikte üretmek de çok daha güçlü bir hale geliyor. Bu uyum hem sahnedeki ortaklığımıza hem de ilişkimize ayrı bir değer katıyor.
“İNSAN SEVDİĞİNE KARŞI ELEŞTİREL OLABİLİYOR”
– Provalar sırasında aranızda nasıl bir dinamik var? Evli olmak oyun içerisinde pozitif mi negatif bir etken mi?
Sezgin: Prova sürecinde Adem’le gerçekten çok keyif aldık. O süreçte eş kimliğimizi bir kenara bırakıp, karakterleri anlamaya çalışan iki oyuncu olarak çalıştık. Elbette zaman zaman zorlandığımız ya da egoların devreye girmek istediği anlar oldu, ancak süreci profesyonelce yönetmeyi başardık. Yönetmenimiz Zeynep Sevi Yılmaz da bu disiplini çok iyi korudu. Herkes görev tanımını biliyordu ve arkadaşlık ya da eş ilişkisi prova kapısının dışında kaldı. Adem’le en büyük avantajımız çok iyi iki arkadaş olmamız. Hissettiğimiz her şeyi açıkça paylaşabiliyor ve prova sonunda konuşarak çözebiliyoruz.
Adem: Prova sürecinde insan sevdiğine karşı bazen daha eleştirel olabiliyor; çünkü onun her şeyi en iyi şekilde yapmasını istiyorsunuz. Bu yüzden zaman zaman birbirimize küçük müdahalelerimiz oldu. Ancak bizim için en önemli şey sevgi ve karşılıklı saygı. Hiçbir şeyi kişisel algılamadan, tamamen oyuncu kimliğimizle ilerledik. Ayrıca Sezgin’le karakter yaratım süreçlerimizin farklı olduğunu da bu süreçte keşfettik. Bunu fark edince birbirimize alan tanıdık ve böylece oldukça huzurlu bir prova dönemi geçirdik.
“TİYATRO DİSİPLİN GEREKTİRİR”
– Hem dizi/film setlerinde hem de tiyatro sahnesinde varsınız. İkisinin de enerjisi ve çalışma disiplini ayrıdır diye düşünüyorum. Oyunculukta çalışma şartları olarak en çok zorlayan hangisi?
Sezgin: Dizi/film ve tiyatronun çalışma disiplinleri gerçekten çok farklı ve her ikisinin de kendine özgü zorlukları var. Televizyon projelerinde, özellikle ulusal kanallarda yapılan işlerde karakterin gelişimi çoğu zaman senaryo geldikçe şekilleniyor. Bazen gideceğini sandığın yoldan gitmiyor ve yeni bölümle birlikte karakter beklemediğiniz bir yöne evrilebiliyor. Oyuncu olarak buna çok hızlı adapte olmanız gerekiyor. Çoğu zaman prova yapma imkânı olmadan sahnenin gereğini yerine getirmek durumunda kalıyorsunuz.
Tiyatro ise bunun tam tersine büyük bir istikrar ve devamlılık gerektiriyor. Sahneye çıktığınız andan itibaren oyundan kopma şansınız yok. Özellikle başrol oynadığınızda bu süre bir-iki saati bulabiliyor. Seyirciyle anlık bir bağ kurarak, onların tepkisini hissederek oyunu sürdürmek büyük bir konsantrasyon ve disiplin gerektiriyor.
Adem: Her ikisinin de dinamiği birbirinden farklı ve tabii ki ikisinin de ayrı zorlukları var. Tiyatroda prova ve karakter yaratım sürecinde ayrı bir sancı çekersin, film ve dizi setinde ise sahne sırası gelene kadar beklediğin uzun sürelerde başka bir sancı yaşarsın. Dizi ve film setinde oyunculuk çok kıymetli olsa da sahneler sürekli kesilip farklı açılardan çekildiği için bazen nasıl oynadığını bir süre sonra kaybedersin ve ancak televizyon ya da sinemada izlediğinde görürsün.
Tiyatroda ise oyuncu, baştan sona oynadığı karakteri oyun süresi boyunca kesintisiz bir şekilde seyirciyle temas halinde, ışıklar altında büyülü bir yolculuğa çıkarır. Bu cevaptan tiyatroya biraz daha âşık olduğumu anlamışsınızdır.
“TİYATROYU MADDİ TATMİN İÇİN YAPMIYORUZ”
– Sizce artık tiyatroya da dizilerin yanı sıra önem verilmeye başlandı mı? Oyuncular başka bir deneyim olduğunu söylüyor. Ancak maddi karşılık olarak da sanki gereken değer bir türlü verilemiyor?
Sezgin: Aslında tiyatroya ilgi gösteren seyirci sayısı sandığımızdan çok daha fazla. Gerçekten iyi oyunlara gösterilen ilgiden son derece memnunum. Fiyatlar ulaşılabilir kaldığı sürece seyircinin tiyatrodan kopmadığını da görüyoruz. Çünkü tiyatro yalnızca bir sanat etkinliği değil, aynı zamanda önemli bir sosyalleşme alanı. Hiç tanımadığınız insanlarla aynı anda aynı şeye gülmek ya da aynı duyguyu paylaşmak çok özel bir deneyim. Sahne ile seyirci arasında gerçekten çok kıymetli bir enerji dolaşıyor.
Maddi karşılık beklentisiyle yapılan tiyatronun, tiyatronun ruhuna uygun olduğunu düşünmüyoruz. Tiyatro yapan hiçbir oyuncunun da bu işi yalnızca maddi tatmin için yaptığını sanmıyoruz.
Adem: Son döneme baktığımızda özel tiyatroların ve sahnelenen oyunların sayısında ciddi bir artış var. Bunun önemli nedenlerinden biri, yeni konservatuvar mezunlarının kendilerini gösterebilmek ve sektörde var olabilmek için daha küçük prodüksiyonlarla sahneye çıkmaları. Bunun yanı sıra büyük prodüksiyonlu ve tanınmış isimlerin yer aldığı oyunlar da var; buna kesinlikle karşı değilim, aksine çeşitlilik açısından değerli buluyorum.
Ancak dizilerin eskisi kadar uzun soluklu olmaması ve televizyon tarafının zorlaşmasıyla birlikte tiyatroya yönelimin arttığını da görüyoruz. Ne yazık ki tiyatro yapmak oldukça maliyetli bir iş. Bu nedenle pek çok yetenekli genç ekip, oyunlarını sürdüremeden bırakmak zorunda kalabiliyor.
Seyircinin büyük bir kısmı hem tanınmış oyuncuları izlemek hem de yüksek prodüksiyonlu işler görmek istiyor. Bu da doğal olarak küçük ölçekli, bağımsız tiyatroların ayakta kalmasını zorlaştırıyor. Umarım zamanla bu konuda bir denge kurulur ve kazanan her zaman sanat olur.
“SAHNEDEN ÖNCE HEP BİRLİKTE SARILIYORUZ”
– Sahneye çıkmadan hemen önce yaptığınız, olmazsa olmaz bir toteminiz veya rutininiz var mı?
Sezgin: Sahneye çıkmadan hemen önce tüm ekip bir araya gelip bir çember oluşturuyoruz. Oyuncular ve teknik ekip birlikte… O an, sahnede yaşanabilecek en ufak aksilikte bile birbirimizin yanında olduğumuzu, her şeyin birlikte aşılacağını kendimize hatırlatıyoruz. Sonrasında da “hadi çıkıp çok eğlenelim” diyerek sahneye çıkıyoruz.
Adem: Sahneye çıkmadan önce tüm ekip bir halka oluşturuyoruz. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, bunun tamamen bir ekip işi olduğunu ve her an herkesin herkesin yanında olduğunu hatırlatıp hep birlikte sarılıyoruz. Ardından oyunu başlatıyoruz.
– Bugüne kadar sahnede yaşadığınız, “asla unutamam” dediğiniz en komik veya en duygusal anı bizimle paylaşır mısınız?
Sezgin: Oyunumuzun ikinci perdesinin açılışında mikrofonumun kapandığını fark ettim; sesim seyirciye hiç gitmiyordu. Adem o an doğaçlama bir şekilde “Gel bakalım cicikuş, senin mikrofon mu kapalı?” diyerek durumu toparlamaya çalıştı.
Sahne boyunca mikrofonu yakalamaya çalışırken, o da çok komik bir karakteri oynuyor; sarı kahküllü perukla dolaşıyor. Ben ciddi replikleri onun mikrofonuna eğilip söylemeye çalışıyorum, o da kafasını uzatıp “Gel buraya anlat” diyor. Ben güldükçe seyirci de koptu.
Adem: Bilkent Üniversitesi oyunculuk bölümünde son sınıftayken mezuniyet oyunumuzda küçük bir rol oynuyordum. İlk prömiyerde, başrol oynayan arkadaşlarımdan daha fazla alkış almıştım.
Ailem uzakta olduğu için o oyuna gelememişti. Kuliste hem büyük bir mutluluk hem de bir hüzün yaşamıştım.
– Bugün konservatuvara yeni oyuncu adaylarına vereceğiniz tek bir tavsiye olsa, o ne olurdu?
Sezgin: Konservatuvara hazırlanan gençlere şunu söylemek isterim: Önünüzde zorlu bir yol var ama bu sizi korkutmasın. Umudunuzu kaybetmeyin, sadece çok çalışın. Çünkü başarı büyük ölçüde istikrardan geçer; vazgeçmeyenler kazanır.
Adem: Asla vazgeçmeyin. Sanat zor ve emek isteyen bir yolculuk. Kendinize güvenin, hata yapmaktan korkmayın ve kimseyi beklemeden üretmeye başlayın. Başarı kendiliğinden gelmez; istikrar ve süreklilik bu işin en önemli anahtarıdır.
– Son olarak buradan özellikle tiyatro tutkunlarına, sevenlerinize söylemek istedikleriniz neler?
Sezgin: Seyircinin varlığı tiyatro için çok kıymetli. Tiyatronun yaşatılabilmesi için salonların size ihtiyacı var. Tiyatro iyidir, iyileştirir. Gelin hep birlikte iyileşelim!
Adem: Tiyatro iyidir, iyileştirir.
– Çok başarılar diliyorum, seyircisi bol olsun. Başka projelerde de görüşmek dileğiyle, çok memnun oldum. Sevgiler…
Biz teşekkür ederiz bu güzel röportaj için. Tüm tiyatroseverleri oyunumuza bekleriz.
Hürriyet
The post Sezgin Uzunbekiroğlu & Adem Yılmaz: “Sadece Eş Değil, Aynı Zamanda Çok Yakın Dostuz” first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...

