- Katılım
- 7 Ocak 2026
- Mesajlar
- 19,877
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 1
- Yaş
- 38
- Konum
- İstanbul
- Web sitesi
- www.hepsigundem.com
Onu yıllar sonra yeniden görüyorum, karşımda yine neşeli ama eskisinden biraz daha sakin bir kadın var. “Eskiden ayaklara kalkıp kocaman hareketlerle anlattığın bir anıyı, yaş aldıkça, üç cümleyle birinin zihninde tasvir edebilmeyi öğreniyorsun” diyor. Doğum kiloları çoktan gitmiş, çok fit duruyor. Çalışmaya da tam gaz devam ediyor, geçen sezon bir dizide rol aldı. “Bu sezon film yaptım. Küçük reklam çalışmaları oldu. Önümüzdeki sezona da daha bomba gibi hazırlandım” diyor.
Ve başlıyor anlatmaya…
◊ Uzun zaman sonra buluştuk ve sen artık annesin…
Evet, artık anneyim ve anne Gonca’yla buluştun.
◊ Senin anne olma planların yoktu, birden hamile olduğunu duyduk. Arkadan evlendiğin haberi geldi…
Gerçekten Asya bizim hayatımıza sürpriz geldi. Ve biz insanlara espriyle karışık “Görücü usulü evlendik, bizi Asya evlendirdi” diyoruz. Aslında çok anne olmak istediğim, biraz da yaşımın geldiği bir zamandı. Bir sürü koşul ve duyguyu göz önünde bulundurarak hayatımızda olmasından mutluluk duyacağımıza karar verdik. Evlilik zaten sevgi, saygıyla birlikte, kendi içinizde hayatınızın bundan sonraki dönemindeki her yeni şeye yemin ettiğiniz, söz verdiğiniz bir yolculuk. Dolayısıyla biz de “Emek vermeye, bir insanın ömrüne şahitlik etmeye varız” diye yemin ettik.
◊ O dönem “Hamile kaldığı için mi evlendi” diye konuşuldu. İşin aslı neydi?
Çok âşık oldum ama çocuk evlilik kararını ve hazırlık sürecini hızlandırdı. Yani sonuçta böyle bir hediye düştü kucağımıza. Bu mucizeyi kaçırmak istemedim asla.
◊ Neden Asya adını seçtiniz? ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminin etkisi mi bu?
Tam da öyle, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ etkisi. Çocukluğumdan beri Asya adına duyduğum aşk. İkinci ismi de ‘Mone’ oldu.
◊ Anlamı ne?
Herkes Fransız ressam ‘Monet’ zannediyor ama değil. Mone eşim Levent’in (Yaşar), bebeği severken ağzından çıkardığı hecelerden oluşan, benim uydurduğum bir isim. Biri sorduğunda “Babamın beni sevme sesi” desin istedim.
◊ Asya’yı ilk kucağına aldığında ne hissettin?
Aslında ilk başta kucağıma alamadım. İki gün yoğun bakım süreci oldu. Asya 8 aylık doğdu, bir solunum uyuşmazlığı yaşadı. İki günü yoğun bakımın kapısında geçirdik. İkinci gün çok ağırdı, yanımda sadece eşim ve psikiyatrım Bahar Tezcan’ı istedim. Bu yolculuk onsuz olamazdı. Beni en iyi tanıyan insandır. Duygu yoğunluğu ve korku yaşıyordum. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra ‘Tekrar yoğun bakıma gider mi’ endişem vardı. İki gün sonra doktor “Sarılık da olabilir, atlatsın, öyle çıkaralım” dedi. Beş gün sonra bütün dertlerimiz bitmişti. Birçok annenin yaşadığı gibi sonunda eşimle el ele tutuşarak Asya’yı kucağıma aldım.
◊ Asya 2 yaşında. Annelikle birlikte neler değişti?
Bir evladınız olunca herkesin annesi oluyorsunuz aslında. İçeride bir yerde, derinlerde, herkesi anne gibi anlamaya ve empati kurmaya çalışıyorsunuz. Anlaşılmak istenen insana sen de onu anlamak için emek veriyorsun.
◊ Evliliği sevdin mi?
Güzel gidiyor, çok şükür. Çocuk, eş, aile ortamı çok keyif aldığım, ruhumu dinlendirdiğim bir alan. Herkes gibi biz de çatışıyoruz. Hayat mücadelelerle dolu. Hep emek vereceksin, iyiye döndürmeye çalışacaksın. Biz de emek veriyoruz. Allah utandırmasın.
‘Artık gerçekten komedi yapma zamanım geldi diyordum’
◊ Yeni filmin ‘Başıbozuklar’ 17 Nisan’da vizyona giriyor. Nasıl bir film izleyeceğiz?
‘Leyla’ dizisinde çok eğlenerek bir şeyler yapıyordum ama artık gerçekten komedi yapma zamanım geldi diyordum. Yapımcımız Emre Oskay’la yollarımız kesişti, çok güzel bir senaryoyla geldi. Adanalı müzisyenlerin hikâyesi. Hayatta talih konusunda işler umdukları gibi gitmemiş. Kendi mutluluk biçimlerini oluşturmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla küçük şeylerle çok heyecanlanıyor ve büyük hayaller kuruyorlar. Komedide bu hikâyeleri anlatmak çok keyifli oluyor çünkü bizim özümüzde de var bu.
◊ Sen nasıl bir karakterdesin?
Ben bir müzik grubunun başındaki kişinin (Mustafa Üstündağ) eşi rolündeyim. Ona müzik grubunda yoldaşlık eden birtakım müzisyenler de var. Bu adam telefonda insanları dinlerken bile yarım yamalak duyduğu şeylerden “Hadi bakalım, yürüyün, şuraya gidiyoruz” diyen bir ekstracı. Kendi yanlış anladığı şeyden dolayı bizi alıp saçma sapan bir hikâyenin içine sürüklüyor. Fakat herkes de o kadar ümitleniyor, büyük hayaller kuruyor ve buna bel bağlıyor ki… Bir yere düşüyorlar ve bir şekilde geçirmeleri gereken süreci tamamlamaya çalışıyorlar. Biz de aksilikler dünyasına dalıyoruz ve o rüzgâr bizi filmin sonuna kadar savuruyor. Yönetmenimiz Hakan Algül’ün komedi filmlerindeki kafasını çok seviyorum. Seyirciyi en son nerede bıraktıysa kavuştuğunda tekrardan nasıl alıp sürükleyeceğini çok iyi bilen bir yönetmen. Çok eğlendik, çok emek verdik.
◊ Fragmanda ‘Azize’yi söylüyorsun…
Evet, Muazzez Abacı’dan da bir şarkı söylüyorum filmde.
◊ Yapar mısın albüm ya da bir şarkı?
Düşündüğüm bir şey değil.
‘Enteresan bir güzellik örgütlenmesi…’
◊ Fizikselliğin önem taşıdığı bir sektördesin. Annelikten sonra “Zayıflamalısın, göbeğin eriyecek” gibi şeyler duydun mu?
Fiziksel yorumlar oluyor. Ama şu anda eski televizyonlar yok. O kadar geniş ekranları evimize taşıyoruz ki, sen ekranını genişlettikçe biz de üç oda, bir salon görünüyoruz. Orada bir matematik var. Sen televizyonunu sinema ayarına getireceksin, ben kiloma birazcık dikkat edeceğim. Ortada buluşacağız. Komik ama öyle.
◊ 23 yıllık oyunculuk mesleği içinde hiç fiziksel baskıya maruz kaldın mı?
Her zaman. Mesela “Senin dişlerin aralık, sana iş veremeyiz” deniyordu. Benim zamanımda varsa şimdi de vardır. Mesela Instagram takipçisi çok olduğu için birinin iş bulması da estetik bir müdahale değil mi? Oyuncu James Franco geçen bir röportajında “Sosyal medya takipçisi yüzünden karşımda duran, oyunculuktan anlamayan biriyle çalışınca midem bulanıyor” dedi. Mevzu bizim kapılarımızın dışında da devam ediyor. Sharon Stone, Instagram takipçisi fazla olduğu için milyon dolarlar kazanan genç bir aktörün yanında, zamanında ‘Temel İçgüdü’de aldığıyla aynı parayı aldığını söyledi. Bu da estetik bir travma aslında: “Senin ne kadar çok takipçin var.” Yahu enteresan bir güzellik örgütlenmesi. Oluyor bunlar.
‘İnsanlar emeği alkışlar, sonucu değil’
◊ Çılgın Gonca değişti mi artık?
Yok yahu. Evde hâlâ çılgınlığım devam ediyor. Aslında büyüdükçe işler biraz değişiyor.
◊ Ne gibi?
Mesela eskiden ayaklara kalkıp kocaman kocaman hareketlerle anlattığın bir anıyı, yaş aldıkça, üç cümleyle birinin zihninde tasvir edebilmeyi öğreniyorsun. Çılgınlığın derecesi, seviyesi, anlatımı değişiyor. Zaman kısa Hakancığım. Yaş almak insanı pratikleştiriyor. Onun ekmeğini de yemek lazım.
◊ Peki, olgunlaşma geliyor mu?
Tabii geliyor, gelmez mi? Çok keyifli. Artık sadece zekice olan şeylere gülmeye başlıyorsun. Çünkü bu yaşına kadar biraz da zekânın ürünü olmuş oluyorsun ya; e, meyvelerini toplamaya başlıyorsun. Gülerken veya ağlarken ekonomik olmaya başlıyorsun. Ben sevdim. Galiba bir tarafımla da olgunluğa çok erken adım attığımdan uslandım diyeceğim, şımarıklığım hiç olamadı.
◊ 23 sene içinde en yanlış anlaşıldığın şey ne oldu sence?
Baştan alayım… Bir şeyleri düşünüp, kavrayıp sonuca vardıktan sonra toplumun önüne çıkmalıyız. Biz böyle yetiştirildik. Şimdiki dönem çok öyle değil. Provalarını da seyirciyle birlikte yapıyorsun. Kırılganlıklarını paylaşabiliyorsun. Bunu bir açıdan çok iyi görüyorum, biliyor musun? Bizim zamanımızda işler o kadar katıydı ki… ‘Rezil olduk’, ‘Keşke bunu yapmasaydım’ düşüncesi gelirdi. Ağlayınca kendimizi küçük düşmüş zannederdik mesela. Ya da vasat bir işte oynamışsak, işler umduğumuz gibi gitmediyse “Kendini bitirdi” derlerdi. Şimdi dijital dünyayla birlikte her yer o kadar evimiz oldu ki, herkesin o kadar evine girebiliyoruz ki, bir yandan sınırlar aşılıyor. Ama bizim saplandığımız o baskılar artık yok. “Herkes hata yapabilir, yanılabilir” diyebiliyoruz. “Hatalar olacaktır” diyebiliyoruz artık çünkü senin işin insanlar önünde bir şeyler yapmak. İnsanların önünde de hatalar yapabilirsin. Sen bir suçlu değilsin. İnsanlara bir şey vermeye çalışan birisin. Ve adı üstünde insanlar emeği alkışlar, sonucu değil. Ben kendimi çok ağır eleştirdiğim zamanlarım için kendime biraz kırgınım. Ne gerek varmış. Mesela bir gün bayılmıştım sahnede. Devam edemedim, tansiyonum düştü, tuhaf bir şey oldu, panik atak geldi sanki. O dönem çalıştığım kişiler bile kulis kapısında toparlanıp çıkmamı bekledi. Bir gün Zuhal Olcay’la karşılaştık. Yemin ediyorum, onun dışında çok az oyuncu bana destek olmuştu. “Yahu, insanlık hali” diyemez olmuşuz. Şunu diyeni hatırlıyorum; “Oyuncu bayılmaz Gonca”. Bal gibi de bayılır. Oyuncuyu ayağa nasıl kalktığıyla tasvir eder hayat. “Ne bayılmıştı” diye anlatmaya doymayanların memleketteki hali ortada zaten. Ne çektik be onlardan.
Hürriyet
The post ‘Oyuncuyu ayağa nasıl kalktığıyla tasvir eder hayat’ first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...
Ve başlıyor anlatmaya…
◊ Uzun zaman sonra buluştuk ve sen artık annesin…
Evet, artık anneyim ve anne Gonca’yla buluştun.
◊ Senin anne olma planların yoktu, birden hamile olduğunu duyduk. Arkadan evlendiğin haberi geldi…
Gerçekten Asya bizim hayatımıza sürpriz geldi. Ve biz insanlara espriyle karışık “Görücü usulü evlendik, bizi Asya evlendirdi” diyoruz. Aslında çok anne olmak istediğim, biraz da yaşımın geldiği bir zamandı. Bir sürü koşul ve duyguyu göz önünde bulundurarak hayatımızda olmasından mutluluk duyacağımıza karar verdik. Evlilik zaten sevgi, saygıyla birlikte, kendi içinizde hayatınızın bundan sonraki dönemindeki her yeni şeye yemin ettiğiniz, söz verdiğiniz bir yolculuk. Dolayısıyla biz de “Emek vermeye, bir insanın ömrüne şahitlik etmeye varız” diye yemin ettik.
◊ O dönem “Hamile kaldığı için mi evlendi” diye konuşuldu. İşin aslı neydi?
Çok âşık oldum ama çocuk evlilik kararını ve hazırlık sürecini hızlandırdı. Yani sonuçta böyle bir hediye düştü kucağımıza. Bu mucizeyi kaçırmak istemedim asla.
◊ Neden Asya adını seçtiniz? ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminin etkisi mi bu?
Tam da öyle, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ etkisi. Çocukluğumdan beri Asya adına duyduğum aşk. İkinci ismi de ‘Mone’ oldu.
◊ Anlamı ne?
Herkes Fransız ressam ‘Monet’ zannediyor ama değil. Mone eşim Levent’in (Yaşar), bebeği severken ağzından çıkardığı hecelerden oluşan, benim uydurduğum bir isim. Biri sorduğunda “Babamın beni sevme sesi” desin istedim.
◊ Asya’yı ilk kucağına aldığında ne hissettin?
Aslında ilk başta kucağıma alamadım. İki gün yoğun bakım süreci oldu. Asya 8 aylık doğdu, bir solunum uyuşmazlığı yaşadı. İki günü yoğun bakımın kapısında geçirdik. İkinci gün çok ağırdı, yanımda sadece eşim ve psikiyatrım Bahar Tezcan’ı istedim. Bu yolculuk onsuz olamazdı. Beni en iyi tanıyan insandır. Duygu yoğunluğu ve korku yaşıyordum. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra ‘Tekrar yoğun bakıma gider mi’ endişem vardı. İki gün sonra doktor “Sarılık da olabilir, atlatsın, öyle çıkaralım” dedi. Beş gün sonra bütün dertlerimiz bitmişti. Birçok annenin yaşadığı gibi sonunda eşimle el ele tutuşarak Asya’yı kucağıma aldım.
◊ Asya 2 yaşında. Annelikle birlikte neler değişti?
Bir evladınız olunca herkesin annesi oluyorsunuz aslında. İçeride bir yerde, derinlerde, herkesi anne gibi anlamaya ve empati kurmaya çalışıyorsunuz. Anlaşılmak istenen insana sen de onu anlamak için emek veriyorsun.
◊ Evliliği sevdin mi?
Güzel gidiyor, çok şükür. Çocuk, eş, aile ortamı çok keyif aldığım, ruhumu dinlendirdiğim bir alan. Herkes gibi biz de çatışıyoruz. Hayat mücadelelerle dolu. Hep emek vereceksin, iyiye döndürmeye çalışacaksın. Biz de emek veriyoruz. Allah utandırmasın.
‘Artık gerçekten komedi yapma zamanım geldi diyordum’
◊ Yeni filmin ‘Başıbozuklar’ 17 Nisan’da vizyona giriyor. Nasıl bir film izleyeceğiz?
‘Leyla’ dizisinde çok eğlenerek bir şeyler yapıyordum ama artık gerçekten komedi yapma zamanım geldi diyordum. Yapımcımız Emre Oskay’la yollarımız kesişti, çok güzel bir senaryoyla geldi. Adanalı müzisyenlerin hikâyesi. Hayatta talih konusunda işler umdukları gibi gitmemiş. Kendi mutluluk biçimlerini oluşturmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla küçük şeylerle çok heyecanlanıyor ve büyük hayaller kuruyorlar. Komedide bu hikâyeleri anlatmak çok keyifli oluyor çünkü bizim özümüzde de var bu.
◊ Sen nasıl bir karakterdesin?
Ben bir müzik grubunun başındaki kişinin (Mustafa Üstündağ) eşi rolündeyim. Ona müzik grubunda yoldaşlık eden birtakım müzisyenler de var. Bu adam telefonda insanları dinlerken bile yarım yamalak duyduğu şeylerden “Hadi bakalım, yürüyün, şuraya gidiyoruz” diyen bir ekstracı. Kendi yanlış anladığı şeyden dolayı bizi alıp saçma sapan bir hikâyenin içine sürüklüyor. Fakat herkes de o kadar ümitleniyor, büyük hayaller kuruyor ve buna bel bağlıyor ki… Bir yere düşüyorlar ve bir şekilde geçirmeleri gereken süreci tamamlamaya çalışıyorlar. Biz de aksilikler dünyasına dalıyoruz ve o rüzgâr bizi filmin sonuna kadar savuruyor. Yönetmenimiz Hakan Algül’ün komedi filmlerindeki kafasını çok seviyorum. Seyirciyi en son nerede bıraktıysa kavuştuğunda tekrardan nasıl alıp sürükleyeceğini çok iyi bilen bir yönetmen. Çok eğlendik, çok emek verdik.
◊ Fragmanda ‘Azize’yi söylüyorsun…
Evet, Muazzez Abacı’dan da bir şarkı söylüyorum filmde.
◊ Yapar mısın albüm ya da bir şarkı?
Düşündüğüm bir şey değil.
‘Enteresan bir güzellik örgütlenmesi…’
◊ Fizikselliğin önem taşıdığı bir sektördesin. Annelikten sonra “Zayıflamalısın, göbeğin eriyecek” gibi şeyler duydun mu?
Fiziksel yorumlar oluyor. Ama şu anda eski televizyonlar yok. O kadar geniş ekranları evimize taşıyoruz ki, sen ekranını genişlettikçe biz de üç oda, bir salon görünüyoruz. Orada bir matematik var. Sen televizyonunu sinema ayarına getireceksin, ben kiloma birazcık dikkat edeceğim. Ortada buluşacağız. Komik ama öyle.
◊ 23 yıllık oyunculuk mesleği içinde hiç fiziksel baskıya maruz kaldın mı?
Her zaman. Mesela “Senin dişlerin aralık, sana iş veremeyiz” deniyordu. Benim zamanımda varsa şimdi de vardır. Mesela Instagram takipçisi çok olduğu için birinin iş bulması da estetik bir müdahale değil mi? Oyuncu James Franco geçen bir röportajında “Sosyal medya takipçisi yüzünden karşımda duran, oyunculuktan anlamayan biriyle çalışınca midem bulanıyor” dedi. Mevzu bizim kapılarımızın dışında da devam ediyor. Sharon Stone, Instagram takipçisi fazla olduğu için milyon dolarlar kazanan genç bir aktörün yanında, zamanında ‘Temel İçgüdü’de aldığıyla aynı parayı aldığını söyledi. Bu da estetik bir travma aslında: “Senin ne kadar çok takipçin var.” Yahu enteresan bir güzellik örgütlenmesi. Oluyor bunlar.
‘İnsanlar emeği alkışlar, sonucu değil’
◊ Çılgın Gonca değişti mi artık?
Yok yahu. Evde hâlâ çılgınlığım devam ediyor. Aslında büyüdükçe işler biraz değişiyor.
◊ Ne gibi?
Mesela eskiden ayaklara kalkıp kocaman kocaman hareketlerle anlattığın bir anıyı, yaş aldıkça, üç cümleyle birinin zihninde tasvir edebilmeyi öğreniyorsun. Çılgınlığın derecesi, seviyesi, anlatımı değişiyor. Zaman kısa Hakancığım. Yaş almak insanı pratikleştiriyor. Onun ekmeğini de yemek lazım.
◊ Peki, olgunlaşma geliyor mu?
Tabii geliyor, gelmez mi? Çok keyifli. Artık sadece zekice olan şeylere gülmeye başlıyorsun. Çünkü bu yaşına kadar biraz da zekânın ürünü olmuş oluyorsun ya; e, meyvelerini toplamaya başlıyorsun. Gülerken veya ağlarken ekonomik olmaya başlıyorsun. Ben sevdim. Galiba bir tarafımla da olgunluğa çok erken adım attığımdan uslandım diyeceğim, şımarıklığım hiç olamadı.
◊ 23 sene içinde en yanlış anlaşıldığın şey ne oldu sence?
Baştan alayım… Bir şeyleri düşünüp, kavrayıp sonuca vardıktan sonra toplumun önüne çıkmalıyız. Biz böyle yetiştirildik. Şimdiki dönem çok öyle değil. Provalarını da seyirciyle birlikte yapıyorsun. Kırılganlıklarını paylaşabiliyorsun. Bunu bir açıdan çok iyi görüyorum, biliyor musun? Bizim zamanımızda işler o kadar katıydı ki… ‘Rezil olduk’, ‘Keşke bunu yapmasaydım’ düşüncesi gelirdi. Ağlayınca kendimizi küçük düşmüş zannederdik mesela. Ya da vasat bir işte oynamışsak, işler umduğumuz gibi gitmediyse “Kendini bitirdi” derlerdi. Şimdi dijital dünyayla birlikte her yer o kadar evimiz oldu ki, herkesin o kadar evine girebiliyoruz ki, bir yandan sınırlar aşılıyor. Ama bizim saplandığımız o baskılar artık yok. “Herkes hata yapabilir, yanılabilir” diyebiliyoruz. “Hatalar olacaktır” diyebiliyoruz artık çünkü senin işin insanlar önünde bir şeyler yapmak. İnsanların önünde de hatalar yapabilirsin. Sen bir suçlu değilsin. İnsanlara bir şey vermeye çalışan birisin. Ve adı üstünde insanlar emeği alkışlar, sonucu değil. Ben kendimi çok ağır eleştirdiğim zamanlarım için kendime biraz kırgınım. Ne gerek varmış. Mesela bir gün bayılmıştım sahnede. Devam edemedim, tansiyonum düştü, tuhaf bir şey oldu, panik atak geldi sanki. O dönem çalıştığım kişiler bile kulis kapısında toparlanıp çıkmamı bekledi. Bir gün Zuhal Olcay’la karşılaştık. Yemin ediyorum, onun dışında çok az oyuncu bana destek olmuştu. “Yahu, insanlık hali” diyemez olmuşuz. Şunu diyeni hatırlıyorum; “Oyuncu bayılmaz Gonca”. Bal gibi de bayılır. Oyuncuyu ayağa nasıl kalktığıyla tasvir eder hayat. “Ne bayılmıştı” diye anlatmaya doymayanların memleketteki hali ortada zaten. Ne çektik be onlardan.
Hürriyet
The post ‘Oyuncuyu ayağa nasıl kalktığıyla tasvir eder hayat’ first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...

