- Katılım
- 7 Ocak 2026
- Mesajlar
- 24,602
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 1
- Yaş
- 38
- Konum
- İstanbul
- Web sitesi
- www.hepsigundem.com
Ege’nin sarp kıyılarında her yıl sessizce tekrarlanan bir göç hikâyesi, modern dünyanın uzağında ayakta kalmaya çalışan kadim bir yaşam kültürünü gözler önüne seriyor. Denizli’den başlayan mevsimlik yolculukta çoban aileler, keçi, koyun ve inek sürüleriyle birlikte günler süren yürüyüşlerin ardından Dalaman’daki Kapıdağ Yarımadası’na ulaşıyor. Aylar boyunca mağaralarda biriktirdikleri yağmur suyuyla yaşayan, elektriğin ve şebeke suyunun olmadığı bölgede hayvanlarıyla hayat kuran çobanlar, dönüş vakti geldiğinde ise sürülerini teknelere bindirerek denizi aşıyor.
Karada başlayan göç, Martı Koyu’ndan Sarsala Koyu’na uzanan yaklaşık 25 dakikalık deniz yolculuğuyla tamamlanıyor. Turkuaz koylarda ilerleyen yüzlerce hayvanın oluşturduğu görüntü ise adeta belgesel sahnelerini andırıyor.
DÖRT GÜNLÜK YÜRÜYÜŞLE BAŞLAYAN ZORLU GÖÇ
Denizli’de hayvancılıkla geçimini sağlayan çoban aileler, kış aylarının sert şartlarından korunmak amacıyla her yıl ekim ayında yola çıkıyor. Günler süren göç boyunca çadırlar kuruluyor, sarp dağ yolları aşılıyor ve sürülerle birlikte kilometrelerce yürünüyor.
Kapıdağ Yarımadası’na ulaşıldığında ise çobanları tamamen doğaya bağımlı bir yaşam bekliyor. Bölgedeki mağaralarda yağmur suları biriktiriliyor, hayvanlar doğal otlaklarda besleniyor, yaşam sürülerin ritmine göre şekilleniyor.
Osmanlı döneminden kaldığı düşünülen tarihi su sarnıçları bugün hâlâ kullanılmaya devam ederken, yarımadadaki çobanlar bölgenin hem doğal hem de kültürel mirasını koruduklarını ifade ediyor.
ELEKTRİKSİZ VE SUSUZ BİR YAŞAM
Yarımadada yaşayan aileler için hayat oldukça zorlu koşullarda sürüyor. Elektrik bulunmayan bölgede günlük yaşam tamamen doğanın sunduklarıyla şekilleniyor. Çobanlar sınırlı erzakla aylarca bölgede kalırken, ihtiyaçlarını haftanın belirli günlerinde ilçe merkezine inerek karşılıyor.
23 yıldır bölgede çobanlık yapan Hanife Balci, yaşam koşullarının zorluğuna rağmen hayvanlarından vazgeçemediklerini söyledi.
Balci, “Gelin oldum, buraya geldim. Çocuğuma teyzesi baktı çünkü burada çocuk büyütmek çok zor. Keçilerimizle, ineklerimizle yaşam sürüyoruz. Ulaşım çok zor ama hayvanlarımız bizim ekmek paramız.” dedi.
Yağmur sularını depolayarak kullandıklarını anlatan Balci, genç neslin hayvancılıktan uzaklaşmasının kendilerini endişelendirdiğini ifade ederek, “Biz burayı koruyoruz. Tarihi eserler var, kaçak kazılar oluyor, engel olmaya çalışıyoruz. Aslında burada bekçilik yapıyoruz.” diye konuştu.
SÜRÜLER MARTI KOYU’NDAN DENİZE AÇILIYOR
Altı ay süren yaşamın ardından bahar aylarında dönüş hazırlıkları başlıyor. Çobanlar sürülerini dar ve kayalık patikalardan geçirerek yaklaşık 1,5 saatlik yürüyüşle Martı Koyu’na indiriyor.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan hareketlilikte koyunlar, keçiler, inekler hatta tavuklar teknelere yükleniyor. Çobanlar ve kaptanlar el birliğiyle hayvanları sakinleştirerek deniz yolculuğuna hazırlıyor.
Yaklaşık 25 dakika süren yolculuk boyunca bazı hayvanlar korku yaşasa da deneyimli çobanlar sayesinde sürüler güvenle Sarsala Koyu’na ulaştırılıyor. Buradan sonra hayvanlar kamyonetlere yüklenerek yeniden Denizli’nin yaylalarına doğru yola çıkıyor.
“HAYVANLARLA ARAMIZDAKİ BAĞ İNSANLARDAN DAHA GÜÇLÜ”
Baba mesleğini sürdüren çoban Mutlu Sönmez, çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını belirterek yarımadadaki yaşamın tamamen hayvanların düzenine göre şekillendiğini söyledi.
Sönmez, “Sabah kalkınca kuzuları anneleriyle buluşturuyoruz, sonra gün boyu hayvanların peşinde oluyoruz. Hayvanlarla aramızdaki bağ insanlardan daha iyi.” ifadelerini kullandı.
Sürüsündeki hayvanlara isim verdiklerini anlatan Sönmez, “Zeliş var mesela. Hepsini tek tek tanıyoruz.” dedi.
1990’lı yıllarda bölgede yaklaşık 90 çoban hanesi bulunduğunu söyleyen Sönmez, bugün sadece 8 ailenin kaldığını belirterek yeni neslin bu mesleğe ilgi göstermediğini kaydetti.
“BU İŞ PARA İÇİN DEĞİL, GÖNÜL İŞİ”
Hayvanların deniz taşımacılığını yapan kaptan Necip Türk ise yıllardır çobanlarla birlikte çalıştığını anlattı. Çocukluğundan bu yana bu yaşamın içinde olduğunu belirten Türk, her yıl yüzlerce hayvanı koydan koya taşıdığını söyledi.
Türk, “İnek, keçi, koyun, eşek, tavuk, *****… Çobanların neyi varsa taşıyoruz. Turistler görünce çok şaşırıyor. Bu iş para için yapılmaz, gönül işi.” dedi.
Deniz yolculuklarında ilginç anlar da yaşandığını anlatan Türk, “Bazen tavuklar uçup denize düşüyor, hemen atlayıp kurtarıyoruz.” sözleriyle yaşadıkları sıra dışı anıları paylaştı.
YOK OLMAYA YÜZ TUTAN BİR GELENEK
Kapıdağ Yarımadası’ndaki mevsimlik göç, yalnızca hayvanların yer değiştirmesi değil; doğayla uyum içinde sürdürülen yüzyıllık bir yaşam kültürünün de devamı anlamına geliyor.
Karada başlayan, denizde devam eden bu göç yolu; sabrın, emeğin ve doğayla kurulan bağın en çarpıcı örneklerinden biri olarak varlığını sürdürürken, çoban sayısının her geçen yıl azalması bu eşsiz geleneğin geleceğine dair kaygıları da beraberinde getiriyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Kaynak : Ensonhaber
The post Denizli’de karadan başlayan göç, denizde devam ediyor first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...
Karada başlayan göç, Martı Koyu’ndan Sarsala Koyu’na uzanan yaklaşık 25 dakikalık deniz yolculuğuyla tamamlanıyor. Turkuaz koylarda ilerleyen yüzlerce hayvanın oluşturduğu görüntü ise adeta belgesel sahnelerini andırıyor.
DÖRT GÜNLÜK YÜRÜYÜŞLE BAŞLAYAN ZORLU GÖÇ
Denizli’de hayvancılıkla geçimini sağlayan çoban aileler, kış aylarının sert şartlarından korunmak amacıyla her yıl ekim ayında yola çıkıyor. Günler süren göç boyunca çadırlar kuruluyor, sarp dağ yolları aşılıyor ve sürülerle birlikte kilometrelerce yürünüyor.
Kapıdağ Yarımadası’na ulaşıldığında ise çobanları tamamen doğaya bağımlı bir yaşam bekliyor. Bölgedeki mağaralarda yağmur suları biriktiriliyor, hayvanlar doğal otlaklarda besleniyor, yaşam sürülerin ritmine göre şekilleniyor.
Osmanlı döneminden kaldığı düşünülen tarihi su sarnıçları bugün hâlâ kullanılmaya devam ederken, yarımadadaki çobanlar bölgenin hem doğal hem de kültürel mirasını koruduklarını ifade ediyor.
ELEKTRİKSİZ VE SUSUZ BİR YAŞAM
Yarımadada yaşayan aileler için hayat oldukça zorlu koşullarda sürüyor. Elektrik bulunmayan bölgede günlük yaşam tamamen doğanın sunduklarıyla şekilleniyor. Çobanlar sınırlı erzakla aylarca bölgede kalırken, ihtiyaçlarını haftanın belirli günlerinde ilçe merkezine inerek karşılıyor.
23 yıldır bölgede çobanlık yapan Hanife Balci, yaşam koşullarının zorluğuna rağmen hayvanlarından vazgeçemediklerini söyledi.
Balci, “Gelin oldum, buraya geldim. Çocuğuma teyzesi baktı çünkü burada çocuk büyütmek çok zor. Keçilerimizle, ineklerimizle yaşam sürüyoruz. Ulaşım çok zor ama hayvanlarımız bizim ekmek paramız.” dedi.
Yağmur sularını depolayarak kullandıklarını anlatan Balci, genç neslin hayvancılıktan uzaklaşmasının kendilerini endişelendirdiğini ifade ederek, “Biz burayı koruyoruz. Tarihi eserler var, kaçak kazılar oluyor, engel olmaya çalışıyoruz. Aslında burada bekçilik yapıyoruz.” diye konuştu.
SÜRÜLER MARTI KOYU’NDAN DENİZE AÇILIYOR
Altı ay süren yaşamın ardından bahar aylarında dönüş hazırlıkları başlıyor. Çobanlar sürülerini dar ve kayalık patikalardan geçirerek yaklaşık 1,5 saatlik yürüyüşle Martı Koyu’na indiriyor.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan hareketlilikte koyunlar, keçiler, inekler hatta tavuklar teknelere yükleniyor. Çobanlar ve kaptanlar el birliğiyle hayvanları sakinleştirerek deniz yolculuğuna hazırlıyor.
Yaklaşık 25 dakika süren yolculuk boyunca bazı hayvanlar korku yaşasa da deneyimli çobanlar sayesinde sürüler güvenle Sarsala Koyu’na ulaştırılıyor. Buradan sonra hayvanlar kamyonetlere yüklenerek yeniden Denizli’nin yaylalarına doğru yola çıkıyor.
“HAYVANLARLA ARAMIZDAKİ BAĞ İNSANLARDAN DAHA GÜÇLÜ”
Baba mesleğini sürdüren çoban Mutlu Sönmez, çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını belirterek yarımadadaki yaşamın tamamen hayvanların düzenine göre şekillendiğini söyledi.
Sönmez, “Sabah kalkınca kuzuları anneleriyle buluşturuyoruz, sonra gün boyu hayvanların peşinde oluyoruz. Hayvanlarla aramızdaki bağ insanlardan daha iyi.” ifadelerini kullandı.
Sürüsündeki hayvanlara isim verdiklerini anlatan Sönmez, “Zeliş var mesela. Hepsini tek tek tanıyoruz.” dedi.
1990’lı yıllarda bölgede yaklaşık 90 çoban hanesi bulunduğunu söyleyen Sönmez, bugün sadece 8 ailenin kaldığını belirterek yeni neslin bu mesleğe ilgi göstermediğini kaydetti.
“BU İŞ PARA İÇİN DEĞİL, GÖNÜL İŞİ”
Hayvanların deniz taşımacılığını yapan kaptan Necip Türk ise yıllardır çobanlarla birlikte çalıştığını anlattı. Çocukluğundan bu yana bu yaşamın içinde olduğunu belirten Türk, her yıl yüzlerce hayvanı koydan koya taşıdığını söyledi.
Türk, “İnek, keçi, koyun, eşek, tavuk, *****… Çobanların neyi varsa taşıyoruz. Turistler görünce çok şaşırıyor. Bu iş para için yapılmaz, gönül işi.” dedi.
Deniz yolculuklarında ilginç anlar da yaşandığını anlatan Türk, “Bazen tavuklar uçup denize düşüyor, hemen atlayıp kurtarıyoruz.” sözleriyle yaşadıkları sıra dışı anıları paylaştı.
YOK OLMAYA YÜZ TUTAN BİR GELENEK
Kapıdağ Yarımadası’ndaki mevsimlik göç, yalnızca hayvanların yer değiştirmesi değil; doğayla uyum içinde sürdürülen yüzyıllık bir yaşam kültürünün de devamı anlamına geliyor.
Karada başlayan, denizde devam eden bu göç yolu; sabrın, emeğin ve doğayla kurulan bağın en çarpıcı örneklerinden biri olarak varlığını sürdürürken, çoban sayısının her geçen yıl azalması bu eşsiz geleneğin geleceğine dair kaygıları da beraberinde getiriyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Kaynak : Ensonhaber
The post Denizli’de karadan başlayan göç, denizde devam ediyor first appeared on HepsiGündem.COM " Gündem,Güncel Haberler Burada ".
Okumaya devam et...

